YA ŞAİR YA DA SEDİR…
“Birinin felâketi bir diğerinin başlangıcı.”
Hangi şaire sorulmuş; “Seni mi asalım yoksa sediri mi keselim?” diye… Hiçbirine…
Sedire sorsalar kendiliğinden tutuşurdu.
Dile gelirdi ormanın sesi. Öyle bir ayna ki hem her şeyi gösteriyor hem de hiçbir şeyi.
Kimim ben? Bir şair mi yoksa bir ağaç mı?
Eğilmedim mi fırtına çıktığında? Çekilmedi mi suyum? Silahımı gömmedim mi? Neden ellerinde meşalelerle, urganlarla toplanmış halk? Kime verilecek ilk konuşma hakkı? Herkes mal varlığını açıklasın, hiçbir şeyi olmayan bir adım öne çıksın! İlk o konuşacak… İlk o linç edilecek…
“Açılınca kitabın konusu
anlayınca nasıl yazacağını
yan yana birer harf gibi duran insanlar
bir araya gelince bir kelime etmiyorlar,
kimden geçtiysem
kendim oldum sonunda
yani bana ait olmayan
tek kişilik bir oda,
içinde binlerce kitap
elimde çakılmaya hazır bir kibrit,
duvarda bir ayna.”
Şimdi topla bohçanı, hazırlan uzun yola çıkmaya, cilalanmış sedir gibi sakla içinde nemli zamanları, görünen büyük bir kandırmacadan ibaret değil mi? Unutma: Acının yüzü gülümseyen bir kuzuya benzer.
M.Ş.Ş
